29 Mayıs 2012 Salı

Istanbul World Political Forum'un ardından ( #iwpf )


Istanbul World Political Forum-2012, 17-18 Mayıs tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleşti. Türk Vakfı tarafından "Politikanın Davos'u" hedefiyle hayata geçirilen, Dünya'da politik bir forum merkezi yaratma çabasının bir ürünü olarak başarılı bir organizasyon gerçekleştirildi bu yıl da. Geçtiğimiz yıl Al Gore, Kofi Annan gibi dünya lideri isimleri ağırlayan IWPF bu yılda çok önemli konu ve konuklarıyla misyonunu gerçekleştirilen organizasyonda bu yıl da çok sayıda devlet yöneticisi, kanaat önderi, din adamı, akademisyen, gazeteci yer aldı.

Politik sorunların tartışıldığı, uzlaşma zeminlerinin arandığı ve sivil inisiyatifin yer aldığı politik forumlar arasında ciddi bir boşluğu gideriyor IWPF. Bu anlamda İstanbul'da binlerce yıllık tarihiyle, farklı imparatorluklara başkentlik yapmış bir kültür ve tarih birikimiyle, üç büyük büyük dinin temsilcilerinin barış içinde yaşayabildiği nadir kentlerden biri. Hem coğrafi konumu hem de kültürel ve tarihi geçmişiyle eşsiz bir kent. Bu anlamda da böylesi bir politik forumun merkezi olması için de en uygun adres.

Bu forumun değerli olmasının bir nedeni de, dünyaya kanaat önderliği yapan insanların dünya insanlarına vereceği mesajların merkezi olma gayretidir. Buradan verilecek her mesaj elbette giderek dikkate alınacaktır ve İstanbul'dan dünyaya evrensel bir mesaj olacaktır.

Henüz ikincisini gerçekleşiyor olmasına rağmen, bu anlamlı çaba ile eminim ki 4-5 yıl sonra dünya insanlarının buradan çıkacak mesajları merakla bekleyeceği bir merkez de olacaktır. Böylesi bir idealin, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerince ve devletin ilgili kurumlarınca yüksek düzeyde desteklenmesi ve temsili de çok önemlidir.

Geleceği, doğru öngörenler, ona hazırlıklı olanlar ve onu şekillendirenler kazanacaktır. Bu eksende Türkiye Cumhuriyeti'de tarihi şekillendirmiş, tarih yazmış bir geçmişin şanlı mirası üzerine kurulmuştur. Bugün itibariyle de ülkemizin konumu ve koşulları ile beraber dünyamızın içerisinde bulunduğu koşulları, Türkiye'yi dünya politikasında ve ekonomisinde aktif rol üstelenmeye doğru itmektedir. İlkeli siyaset düsturundan ödün vermeden, tarihsel mirasına yakışır kararlılıkta "insani, vicdani, ahlaki" siyaset erdemi ile Türkiye, kendisini geleceğin dünyasına hazırlamalıdır.

Bu misyona sahip olan bir Türkiye, şüphesiz ki iç sorunlarını da daha kolay çözebilecektir. Artık iç sorunlarıyla sıkışıp kalmış bir Türkiye'nin yol alması ve liderlik sergileyebilmesi mümkün değildir. Ülke dışı dinamikler de Türkiye'nin siyasal ve ekonomik hayatını artık daha fazla etkilemektedir zira. Bu etki gelecekte daha da artacaktır. Dolayısı ile Türkiye'nin politik ve ekonomik seyrini sadece iç dinamikler ile şekillendirmesi mümkün olmayacaktır.

İşte tam da bu noktada IWPF gibi bir organizasyon ile İstanbul'da politik, ekonomik, sosyal konuların tamamı, bölgemize ve dünyaya ait birçok sorun ve öngörünün tartışılmasına ve bunun sürdürülebilir kılınması amacına hizmet etmektedir. Bu forum ile dünyanın dikkati Türkiye'ye çekilebileceği gibi, iç kamuoyunun da dikkatini bölgesel ve küresel ölçekli değerlendirmelere, geleceğin öngörülmesine ve planlamasına imkan sağlayacaktır.

Yarın yeni bir dünyadır. Geleceği doğru öngörenler, geleceğe hazırlıklı olanlar ve geleceği şekillendirenler arasında olmamız elzemdir. Buna hazırlıklı olmak için böylesi bir organizasyona imza atan Türk Vakfı'nı ve Başkanı Ahmet Eyüp Özgüç beyefendiyi, IWPF'nin gerçekleşmesinde katkısı bulunan bütün çalışanlarını ve maddi destekçilerini tebrik ediyorum.



IWPF hakkında detaylı bilgiyi http://tr.istanbulwpf.org/ adresinden edinebilirsiniz.
Twitter: @istanbulwpf 
Facebook: /istanbulwpf
GooglePlus: IWPF 
YouTube: IWPF

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Istanbul World Political Forum "Yeni Bir Dünya Kurmak"

İkincisi yapılacak olan Istanbul World Political Forum için geri sayım başladı. Foruma katılacak önde gelen bilim, sanat, siyaset adamları ve aktivistler dünyanın geleceğini şekillendirecek.



İlki geçtiğimiz yıl dünyaca tanınmış çok sayıda ismin katılımıyla düzenlenen Istanbul World Political Forum (IWPF), 17-18 Mayıs'ta İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenecek. Foruma dünya liderlerinin yanı sıra, Libya, Yemen, Mısır'dan birçok aktivist katılacak. Bunlar arasında en önemli isim ise Mısır'daki ayaklanmalarda iki gözünü kaybeden Ahmed Harara. Time Dergisi'nin yılın adamı seçtiği Harara'nın yanı sıra Tunus'ta fitili ateşlenen Arap Baharı'nın lider gençleri de hazır bulunacak. 


                                       


IWPF'in bu yılki ana teması "Yeni bir dünya kurmak" olarak belirlenmiş. 54 ülkeden 200 konuşmacı ve 300'ün üstünde katılımcının olacağı zirveyi izlemek üzere, 50 ülkeden gazeteci İstanbul'a gelecek. 


Konuşmacılar arasında, devlet ve hükümet temsilcileri, ekonomi ve enerji bakanları, dini liderler, filozoflar, iş adamları ve kanaat önderleri de yer alacak. Dünyanın geleceğinin inşa edileceği toplantı olan Istanbul World Political Forum'un Yönetim Kurulu Başkanı ve Başbakanlık Başmüfettişi Ahmet Eyüp Özgüç. 


Özgüç, forumun amacını şöyle açıklıyor: "Hepimiz hızla değişen bir dünyanın evrensel tanıklarıyız. Söz konusu ekonomik ve politik değişim, bölgesel değil, küresel. Yani politik değişim talebi yalnızca Ortadoğu'da değil, gelişmiş Batı ülkelerinde de kendini yoğun olarak hissettiriyor." 


Özgüç, herkesi kapsayan ve kucaklayan yeni ve adil bir düzene ihtiyaç olduğunu vurgularken sözlerine şöyle devam ediyor: "İstanbul World Political Forum, yeni dünyanın en güçlü uluslararası platformlarından biri olma iddiasında." 





IWPF hakkında detaylı bilgiyi http://tr.istanbulwpf.org/ adresinden edinebilirsiniz.


Twitter: @istanbulwpf 
Facebook: /istanbulwpf
GooglePlus: IWPF 
YouTube: IWPF

3 Mayıs 2012 Perşembe

Gürsel Tekin İstifa Etti; Şimdi Ne Olacak? "ALMANYA Faktörü"


CHP'nin ikinci adamı Gürsel Tekin, CHP içindeki "çete"yi Kılıçdaroğlu'na gerekçe göstererek, onlarla aynı MYK'da olmayı kabullenemediğini ve devam etmeyeceğini söyleyerek istifasını verdi.

Peki kim bu "çete"? Çeteden kasıt Aydın Ayaydın ve Erdoğan Toprak tabi ki. Kemal Kılıçdaroğlu'nun etrafını sarmış olan bu yapı CHP'nin derin yapılanması diyebiliriz. Şimdi ben bu istifa ile beraber yeni bir sürecin çeşitli ihtimallerine dair yorumlarımı sizinle paylaşacağım.

Gürsel Tekin'in istifasının kabulü ya da kabul edilmemesi bir mesele değil. Zira bundan böyle yolun bu isimlerle ve bu şekilde alınamayacağı aşikâr. Deniz Baykal'ın malum kaset skandalı ile beraber yerine gelen yeni yönetimin yönetimi paylaşma, iktidar çekişmesi o günden bugüne devam ediyordu. Gürsel Tekin "sabret" telkinlerine daha fazla dayanamadı ve sonunda kaynayan kazanın kapak tutmayacağı gerçeğini yeniden bizlere hatırlattı. Gerçi CHP'de kazan ne zaman duruldu ki?

Gürsel Tekin'in istifası planlı bir sürecin ürünü olarak bugün gerçekleştiyse ona uygun bir açıklama ve ardından bir hareket sergilenecektir. Bu mevcut yönetimle olamayacağı, yeni bir söylem-eylem-lider ihtiyacına kadar da gidecektir. Tekin, kendi varlığını da borçlu olduğu büyükleri ile elbet istişare etmiştir diye düşünüyorum. Etmeden böyle bir karar aldıysa, bilin ki o "büyükler" derin yapılanmanın yanındadır ve Gürsel Tekin kendi başınadır. Bunu zaman gösterecektir.

Tekin neler yapabilir peki? Bundan sonraki süreçte sarılacağı en önemli iplerden biri Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'dür. Sarıgül, hepinizin bildiği üzere 2007'den beri Türkiye Değişim Hareketi ile yurt çağında faaliyetler yürütüyor. 2010 yılı Mayıs ayında parti kurması beklenirken, Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına gelmesi ile " bu rüzgara bir şans" verilmesi gerektiğini düşündü ve parti kurmaktan vazgeçti. Bunun tabi Kılıçdaroğlu'nu partinin başına getirenler ile dolaylı bağlantıları olduğunu düşünüyorum ama şimdi o detaylara değinecek durum yok. Başka bir zamanın konusu o.

Gürsel Tekin, Sarıgül ile ittifak yapabilir mi? Şu an kendisi için en akıllıca yol bu gibi görünüyor. Kendisinin parti başkanlığına adaylık sürecini başlatır ve Sarıgül'e de İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığını garantilerse gereken sadece Sarıgül'ün bu teklifi kabul etmesidir. İkincisi CHP'den tamamen kopmak ve Sarıgül'ün liderliğinde yeni bir parti ile sürece devam etmek. Bu Sarıgül için garantili bir yol değil CHP dururken. Ama her iki isminde sözünü dinlediği "büyüklerinin" desteği bu yönde olursa seve seve yaparlar. Zira o isimlerin mevcut isimler ve anlayışla, dahası CHP kimliği ile Türkiye'de iktidarı zorlamanın mümkün olmadığı gerçeği ile yüzleştiklerini düşünmekteyim. Bu tür bir ittifak ve yeni partinin doğuşu halinde birileri özellikle Erdoğan Toprak'ın son seçimlerdeki bütçe yönetim işine çomak sokup, hesapların denetimi halinde geride kalanların başını çok ağrıtacaktır ve CHP'de itibar kaybına neden olacaktır. Böylesi bir ortamda o isimler Tekin-Sarıgül ikilisi için neler ortaya atmaz diyebilirsiniz; ama mesele öyle değil. Baktığınız zaman Önder Sav'da neler neler dökebilirdi mevcutlar için. Bu biraz da "büyük" sözü dinlemekle alakalı bir durum. Türkiye'de sosyal demokratların bir davası yok, dizayn siyaseti hakim. Bunun uluslararası boyutuna dair yazımın sonunda bazı ipuçlarını vereceğim.

Bu ittifakın mümkün olabileceğine dair bir diğer mesele de Gürsel Tekin'in canını sıkan Yargıtay'daki bir dosyasının içinin boşaltılması hadisesi, Eski Taşdelen Belediye Başkanı Hüseyin Avni Sipahi'nin yardımı ve Tekin'in Sipahi'ye verdiği "vekillik" sözünü tutamayışı sebebiyle bozulan arayı düzelten Sarıgül gerçeği. Bu iddianın sahibi Talip Doğan Karlıbel. İhtimali yüksek bir durum.

Ben bu yazıyı yazarken CHP Genel Sekreteri Bihlun Tamaylıgil'in istifasının da gerçekleştiği bilgisi geldi. Rahatsızlığın boyutunu ve değişimin aciliyetini göstermesi adına bu istifa da önemli bir mesajı içinde barındırıyor. Gürkan Hacır güzel bir tespitte bulundu; CHP yönetiminde CHP kökenli son iki siyasetçi Tamaylıgil ve Tekin'di, onlar da kalmadı. CHP artık ANAP, DYP, SHP, DSP'lilerin yönetiminde.

Yukarıda dizayn siyasetinden bahsettim. Bunun da bir kaynağı söz konusu. Özellikle son 4 yılda Almanya etkisinin kendisini gösterdiğini söyleyebiliriz. Hatırlatmakta fayda var 2008'de Kılıçdaroğlu'nun bir seyahatinde Alman istihbarat teşkilatı BND ile bir görüşme gerçekleştirdiği ve genel başkanlık noktasında da kendisini desteklediğine dair bilgiler mevcut. Almanya'nın CHP ilgisinin boyutları derin.

Hatırlarsanız bir dönem Başbakan Erdoğan, Alman vakıfları ile ilgili rahatsızlığını dile getirmiş ve fırsatı halinde gerekeni yapacağından geri durmayacağını ifade etmişti. Ergenekon davası sürecinde Deniz Fener davası ile Almanya eksenli gelişmelerin ardı arkası da kesilmemişti. Yine o dönemde Türk vatandaşlarına yönelik eylemler, provokasyonlar da dikkatlerden kaçmamıştı.

Almanya sanılanın aksine bölgedeki çıkarları ve ülkemiz içindeki işbirlikçileri ile mevcut iktidarın karşısında bir duruş sergilemekte. Merkez medya grubunun ilişkilerinin ekseni, Deniz Feneri davası, CHP'deki kaset skandalının perde arkası, Ergenekon'un firari isimlerinden Bedrettin Dalan'ın ve internet andıcı davasının firari sanıklarından emekli Tümgeneral Mustafa Bakıcı'nın iadesinin reddi gibi birçok olayda adeta "gizli el" konumunda ve çıkarları doğrultusunda destek vermekten de çekinmeyen bir yapı söz konusu. Bu hususlarda ceza evinde kalp krizinden (!) ölen Kaşif Kozinoğlu'nun birçok delili olduğu da ilgili makamların bilgisi dahilindeydi.

Yukarıda ittifak için ismini zikrettiğim Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün de Almanya ile sıkı münasebetleri, sık gidiş gelişleri gözünüzden kaçmamıştır elbet. Keza Dalan'ı Minsk'te Onur Kumbaracıbaşı ile ziyaret ettiği imasında bulunan da Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür'dü.

Ülkelerin çıkarları elbette söz konusu olacaktır. Bunun için istihbarat servisleri devreye girecektir, siyasetçilere yön vermek isteyeceklerdir. Ama Almanya'nın Türkiye'de muhalif kanattaki bu dizayn çabası ciddi derecede irite edici, aynı zamanda ana muhalefet partisine de zarar verici bir noktaya varmış bulunuyor. CHP içinde bulunduğu açmazdan çıkamıyorsa eğer, bunun nedeni de kendi aklından yoksun olması ve başkalarının aklıyla hareket ediyor olmasıdır.

Gürsel Tekin'de, Mustafa Sarıgül'de, Kemal Kılıçdaroğlu'da kendi akılları ve idealleri ile siyaset yapmaktan kendilerini alıkoydukları müddetçe başarılı olmayacaklar. Türkiye'de sosyal demokratların iktidarının bu kişilerle ve yönledirilen akıllarıyla Türkiye'ye hizmet etmelerini mümkün görmüyorum.

Ekleme: Deniz Baykal'ın, Sarıgül-Tekin ikilisi ile hareket edeceğini bu süreçte söylemeden geçmemeli.


Twitter

Google+ Followers